Kitap İncelemesi-Selin Bak

10-02-2024 15:13
Kitap İncelemesi-Selin Bak
HER ŞEYİN BİTTİĞİ YERDEN

SAMİ DÜNDAR

DARK İSTANBUL YAYINLARI

453 SAYFA


6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli ve 11 ilin etkilendiği depremin yıldönümünde yazmaya başladım bu yazıyı. Bireysel olarak elimden geleni deprem zamanı yapmaya çalıştım elbette ama yazılar yazıp belli bir kitleye ulaşan biri olarak da bir şeyler karalamak istedim. Malum genelde beni etkileyen, sevdiğim kitapları yazarım. Ve bunlar hep polisiye olur. Ama gündemimiz deprem olunca ki aslında hiç gündemden çıkmaması gerekiyor, aklıma gelen tek kitap, Dark İstanbul Medya A.Ş. kurucusu Sayın Sami Dündar’ın ‘Her Şeyin Bittiği Yerden’ oldu. Beni öyle etkilemişti ki size anlatamam.

Depremler... Doğanın çığlığı gibi, beklenmedik bir anda yeryüzünü sarsarlar. O an, her şey durur gibi olur. Bir anda hayatın normalliği yerini kaosa bırakır. Bu kaosun ortasında insanlık, kırılganlığını ve doğanın aslında ne kadar güçlü olduğunu bir kez daha hatırlar.

Bir deprem anında, o müthiş güç hissedilir. Toprağın altında yatan devasa kuvvetler bir anda serbest kalır ve yüzeyde büyük bir huzursuzluk yaratır. Binlerce yıl boyunca oluşan kayaların bile dayanamadığı bu titreşimler, insan elinin yapmış olduğu binaları sallar, yerle bir eder. O an, insan ne kadar küçük olduğunu anlar ve kocaman beton yığınlarının karşısında çaresiz kalır.

Depremler sadece acı ve yıkım getirmez tabii, aynı zamanda dayanışma ve yardımlaşma duygularını da tetikler. Bir deprem felaketinin ardından, insanlar bir araya gelir, el ele verir ve enkaz altında kalanları kurtarmak için seferber olurlar. Komşuluk ilişkileri güçlenir, yabancılar birbirlerine destek olur ve insanlık, acılarını paylaşarak birbirine daha da yakınlaşır.

Tıpkı 6 Şubat depremi gibi 1999 yılında yaşanan deprem de Türkiye'nin yüreğini derin bir acıyla sarsmıştı. O gün, toprağın altından yükselen sarsıntıyla, hayatlarımızın ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha hatırladık. İnsanlarımız, evleriyle birlikte umutlarını da yitirdi. O gün, yüreklerimizdeki sızı, yıkılan binaların enkazı kadar derindi. Kayıplarla dolu bir sessizlik çöktü üzerimize. Her sarsıntıda, insanlarımızın hayatları birer anıya dönüştü. O an ne kadar güçlü olduğumuzu değil ne kadar çaresiz olduğumuzu anladık.

Bir yanda yıkılan binalar, diğer yanda kırılan umutlar... O gün, enkaz altında kalanların çığlıkları, yaralıların feryatları, yüreklerimizi paramparça etti. Kimi sevdiklerini aradı, kimi ise dualar etti. Herkes, bir umut kırıntısı aradı enkazın altında.

Ve sonra yardım sesleri... O felaket anında, insanlar bir araya geldi, el ele verdi. Komşular birbirine destek oldu, yabancılar bir aile gibi kucaklaştı. İnsanlık, acıları paylaşarak birbirine daha da yakınlaştı. Bir kez daha gördük ki, biz birlikte güçlüyüz.

1999 depremi, yıkım getirdi ama aynı zamanda dayanışma ve sevgiyi de beraberinde taşıdı. O felaket anında, insanlarımızın yüreklerinde bir umut filizi yeşerdi. Belki toprak sallanır, binalar yıkılır ama insanlık asla pes etmez. Çünkü biz, birlikte her zorluğun üstesinden gelebilecek kadar güçlüyüz. Ve umut, en karanlık zamanlarda bile bizi ayakta tutan en büyük güçtür.

İşte 1999 Gölcük depreminde o enkazın altında biri daha kaldı. Tamı tamına 27 saat boyunca… Sami Dündar işte o enkaz altında yaşadıklarını ve sonrasını bu kitapta anlatıyor.

‘Her Şeyin Bittiği Yerden’, Sami Dündar’ın aslında ölüme direniş manifestosu. 1999 yılında Gölcük Donanma Komutanlığı’ndaki devir teslim töreninin organizasyonunu yaptıktan sonra uykusunda depreme yakalanır ve enkaz altında kalır. Belirtmeden geçmeyeyim, enkaz altında kendisi ve Allah’la olan hesaplaşmaları inanın çok etkileyici. Üç asker yoğun çalışmalar sonucu, tünel kaza kaza Sami Dündar’ı bulurlar. İşte bu esnada aslında korkunç bir hata yapılır, içmesi için su uzatılır. Ama sarsıntılar devam eder. Sami Dündar, kendisini kurtarmaya çalışan üç askerin enkaz altında kalacağından korkar. Kaçıp kendilerini kurtarmalarını ister ama askerler asla pes etmez ve onu 27 saat üstüne enkazdan çıkartırlar. Ama tamamen iyi niyetle kendisine uzatılan suyu içmiş olan Sami Dündar’da Crush Sendromu gelişir ve tüm yaşamsal faaliyetlerini kaybeder. Öldü sanılarak ceset torbasına konur. Bir hastane morgunda bekletilirken, ölüleri kontrol eden bilinçli bir genç (Daha sonrasında "kardeşim" dediği Bandırmalı Erol) tarafından yaşadığı anlaşılır. Ailesi ve sevdiklerine haber verilir, İstanbul’a getirtilir. Ama asıl savaşı bundan sonra başlar.

Tedavi için getirildiği hastanede böbrekleri işlevini kaybeder. Yoğun bakımda artık son günlerini yaşadığı düşünülürken bir mucize daha yaşanır ve litrelerce idrar çıkartmaya, yani böbrekleri çalışmaya başlar. Zannetmeyin ki orada paçayı yırtar. Hayır, olumsuzluklar yine peşini bırakmaz.

Yoğun Bakım’da uzun süre yatan hastalar için her zaman hastane enfeksiyonu riski vardır. Sami Dündar servise alınır ama Yoğun Bakım enfeksiyonu kapmıştır bir kere. Yine yoğun tedaviler alır ve bu mikrobu da yener. Ama bu defa başka bir illetle uğraşmaya başlar; vücudundaki dayanılmaz ağrılarla…

Göçük altında vücudu hasar aldığından yürüyemeyen Sami Dündar dayanılmaz ağrılar çekmeye başlar. Doktorlar Morfin’in alışkanlık yapacağını bilirler ama ellerinde başka silahları yoktur. Sami Dündar ailesinin ve sevdiklerinin yanında, hastane personelinin de gösterdiği destekle hem Morfin’den kurtulmak hem de tekrar yürüyebilmek için mücadele eder.

Gün gelir ve artık hastane süreci tamamlanır. Morfin’den de kurtulmuştur. Halen yürüyemediğinden evinde gönüllü bir Fizik Tedavi Uzmanı (Aşkın) tarafından terapiye alınır. Hem kendisinin hem de uzmanın çabalarıyla hastanenin verdiği “Yürüyemez” raporunun aksine 3 ay sonra bastonla da olsa yürümeye başlar. Bir insanın kendine inanmasının ve beyin gücünün önemine hayretler ede ede okuyacağınız bu süreç benim yazdığım kadar kısa sürede elbette tamamlanmaz.

Aslında bu kitap birçok insan için ders niteliğinde. Lütfen okuyun. Enkaz altından başlayıp hastane koridorlarında devam eden bu insanüstü savaş, çoğu yerde gözlerinizin dolmasına neden olacak. Okuduğumda oldukça büyük dersler çıkarttığım ‘Her Şeyin Bittiği Yerden’ eminim sizin de hayatınıza bambaşka bir gözle bakmanıza sebep olacak.

Sami Dündar şimdi nasıl derseniz; fişek gibi. Yaş aldıkça gençleşiyor ve git gide yakışıklı oluyor. Hayat insana bazen böyle sınavlar veriyor. Ama tek dileğim artık Sami Dündar’ı bir sınavla sınamasın. Bence gayet yüksek bir notla sınavını geçti, hatta onur belgesiyle…

Selin Bak

  

Blog Etiketleri :
IdeaSoft® | Akıllı E-Ticaret paketleri ile hazırlanmıştır.